RANDEVU İÇİN : 4447330

Lipödem ve Hormonların etkisi

Nis 20, 2023

0

Lipödem ve Hormonların etkisi

Lipödem, tipik olarak vücudun alt ekstremitelerinde (uyluk ve bacak kısımları) anormal yağ dokusu birikimi ile karakterize edilen ve orantısız bir vücut şekline neden olan kronik bir durumdur. Lipödemin kesin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır ancak hormonal faktörlerle ilişkili olduğu düşünülmektedir.

Çeşitli çalışmalar, lipödemin özellikle östrojen ve progesteron düzeylerinde hormonal dengesizlikler ile ilişkili olabileceğini öne sürmüştür. Östrojen, vücuttaki yağ dokusu büyümesinin ve dağılımının düzenlenmesinde yer alan bir hormondur. Lipödemden en sık etkilenen bölgeler olan kalçalarda, uyluklarda ve kalçalarda yağ birikimini yönlendirdiği gösterilmiştir. Öte yandan progesteron da, dokularda sıvı tutulmasını ve şişmeyi artırabilen bir hormondur.

Lipödemle hormonal ilişki düzeyini araştıran bir çalışmada, lipödemli kadınlardaki östrojen ve progesteron seviyelerinin sağlıklı kadınlara göre daha yüksek düzeylerde olduğu gösterilmiştir (1). Başka bir araştırmada ise lipödemli kadınların, sağlıklı kadınlara kıyasla daha yüksek östrojen seviyelerine ve daha düşük testosteron seviyelerine sahip olduğu gösterilmiştir (2). Üçüncü bir çalışmada da, lipödemli kadınların daha yüksek östrojen seviyeleri yanında, yağ metabolizmasının düzenlenmesinde rol oynayan bir hormon olan dehidroepiandrosteron (DHEA) seviyelerinin daha düşük düzeylerde olduğu ifade edilmiştir (3).

İnsülin direnci ve inflamasyon da lipödem gelişiminde rol oynayabilir. İnsülin direnci, yağ dokusunun birikmesine katkıda bulunabilecek insülin ve diğer hormon düzeylerinin artmasına neden olabilir. Enflamasyon ayrıca yağ dokusunun normal işlevini bozabilir ve yağ birikimine katkıda bulunabilir.

Bir çalışma, lipödemli kadınların daha yüksek insülin seviyelerine ve daha düşük adiponektin seviyelerine sahip olduğunu buldu; bu hormon, insülin duyarlılığı ve inflamasyonun düzenlenmesinde yer alan bir hormondur (4).

Östrojen ve progesterona ek olarak, diğer hormonlar da lipödem gelişiminde rol oynayabilir. Örneğin, büyüme hormonu (GH) ve insülin benzeri büyüme faktörü 1’in (IGF-1) adipoz doku hücrelerinin büyümesini ve farklılaşmasını desteklediği ve lipödemde yağ birikmesine katkıda bulunabileceği gösterilmiştir (5). Metabolik hızı ve enerji harcanmasını düzenleyen tiroid hormonları da yağ depolanması ve kullanımı arasındaki dengeyi etkileyerek lipödem gelişiminde rol oynayabilir (6).

Ayrıca lipödemin, stres yanıtı ve inflamasyonun düzenlenmesinde yer alan kilit bir sistem olan hipotalamik-hipofiz-adrenal (HPA) ekseninin düzensizliği ile ilişkili olabileceğini gösteren kanıtlar vardır. Bir çalışma, lipödemli kadınların, sağlıklı kadınlara kıyasla, strese tepki olarak salınan bir hormon olan kortizol düzeylerinin daha yüksek olduğunu bulmuştur (7). Başka bir çalışma, lipödemli kadınların, sağlıklı kadınlara kıyasla, iltihaplanmayı teşvik eden sinyal molekülleri olan sitokinlerin daha yüksek seviyelerine sahip olduğunu bulmuştur (8).

Son çalışmalar, lipödem ile leptin direnci arasında bir bağlantı olabileceğini öne sürdü. Leptin, yağ dokusu tarafından üretilen, iştah ve enerji dengesinin düzenlenmesinde anahtar rol oynayan bir hormondur. Artan adipoz doku kütlesine yanıt olarak beyne gıda alımını azaltması ve enerji harcamasını artırması için sinyal gönderir.

Leptin direnci, beyin leptin sinyallerine daha az yanıt verdiğinde ortaya çıkar, bu da artan gıda alımına, azalan enerji harcamasına ve yağ dokusu birikimine yol açabilir. Çeşitli araştırmalar, lipödemli kadınların, sağlıklı kadınlara kıyasla daha yüksek leptin seviyelerine sahip olduğunu bulmuştur, bu da leptinin iştahı bastırıcı etkilerine karşı dirençli olabileceklerini düşündürmektedir (9,10).

Bir çalışma, lipödemli kadınların, durumu olmayan kadınlara kıyasla lenfatik damar yoğunluğunun azaldığını ve lenfatik drenajın bozulduğunu buldu (11). Başka bir çalışma, lipödemli kadınların, lenfatik sıvılarında, hastalığı olmayan kadınlara kıyasla daha yüksek seviyelerde inflamatuar sitokinlere sahip olduğunu bulmuştur, bu da, enflamasyonun, lenfatik işlev bozukluğunun gelişiminde rol oynayabileceğini düşündürmektedir (12).

Son araştırmalar, lipödem gelişiminde genetik bir bileşen olabileceğini de öne sürdü. Birçok çalışma, lipödemli bireylerde adipoz doku büyümesi ve metabolizmasının düzenlenmesinde yer alan genlerdeki mutasyonları tanımlamıştır. Örneğin, bir çalışma, adiponektin genindeki mutasyonların, lipödemli bireylerde, hastalığı olmayan bireylere kıyasla daha yaygın olduğunu bulmuştur (13). Adiponektin, glikoz ve lipid metabolizmasının düzenlenmesinde yer alan ve iltihaplanma ve insülin duyarlılığının düzenlenmesinde anahtar rol oynayan bir hormondur.

Diğer çalışmalar, lipödemin, hücrelere ve dokulara yapısal destek sağlayan bir proteinler ve diğer moleküller ağı olan hücre dışı matristeki (ECM) anormallikler ile ilişkili olabileceğini öne sürdü. ECM’deki anormallikler, doku sertliği ve sıvı dengesinde lipödem gelişimine katkıda bulunabilecek değişikliklere yol açabilir. Bir çalışma, lipödemli kadınların, bu durumu olmayan kadınlara kıyasla ECM’nin yeniden şekillenmesi ve enflamasyonunda yer alan genlerin ekspresyonunda artış olduğunu bulmuştur (14).

Genetik ve ECM faktörlerine ek olarak, lipödemin bağışıklık sisteminin düzensizliği ile ilişkili olabileceğini gösteren kanıtlar da vardır. Bir çalışma, lipödemli kadınların, durumu olmayan kadınlara kıyasla daha yüksek dolaşımdaki bağışıklık hücrelerine sahip olduğunu bulmuştur, bu da altta yatan bir bağışıklık sistemi işlev bozukluğu olabileceğini düşündürmektedir (15). Başka bir çalışma, lipödemli kadınların, lipödemli olmayan kadınlara kıyasla yağ dokularında daha yüksek seviyelerde enflamatuar sitokinlere sahip olduğunu ve bunun da yağ dokusu iltihabı ve işlev bozukluğunun gelişmesine katkıda bulunabileceğini bulmuştur (16).

Yakın zamanda yapılan bazı araştırmalar ayrıca lipödem ve hipotiroidizm arasında bir bağlantı olabileceğini öne sürdü. Hipotiroidizm, tiroid bezinin yetersiz düzeyde tiroid hormonu ürettiği, bu da metabolik hızın düşmesine ve yağ dokusu birikiminin artmasına neden olabilen bir durumdur. Birkaç çalışma, lipödemli kadınların, bu durumu olmayan kadınlara kıyasla daha yüksek hipotiroidizm prevalansına sahip olduğunu bulmuştur (17,18).

Hipotiroidizme ek olarak, lipödemin insülin direnci ve metabolik sendrom ile ilişkili olabileceğini düşündüren kanıtlar da vardır. İnsülin direnci, vücut insülinin etkilerine daha az duyarlı hale geldiğinde ortaya çıkar, bu da yağ dokusu büyümesini destekleyen insülin ve diğer hormon düzeylerinin artmasına neden olabilir. Metabolik sendrom, artmış kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkili insülin direnci, hipertansiyon ve dislipidemi dahil olmak üzere bir dizi metabolik anormalliktir. Çeşitli araştırmalar, lipödemli kadınların, bu hastalığı olmayan kadınlara kıyasla daha yüksek insülin direnci ve metabolik sendrom prevalansına sahip olduğunu bulmuştur (19,20).

Tedavi açısından, yaşam tarzı değişiklikleri, tıbbi müdahaleler ve hormonal tedavilerin bir kombinasyonu, lipödem semptomlarının yönetiminde yardımcı olabilir. Egzersiz ve kilo verme gibi yaşam tarzı değişiklikleri, etkilenen bölgelerdeki yağ dokusu hacmini azaltmada yardımcı olabilir, ancak genellikle uzuvların görünümünde önemli gelişmelere yol açmazlar. Liposuction ve lenfatik masaj gibi tıbbi müdahaleler, yağ dokusu hacminin azaltılmasında ve lenfatik drenajın iyileştirilmesinde etkili olabilir. Bazı vakalarda tiroid hormon replasman tedavisi de dahil olmak üzere hormonal tedaviler de kullanılmıştır, ancak etkinlikleri belirsizdir.

Sonuç olarak, lipödem gelişiminin altında yatan kesin mekanizmalar karmaşıktır ve tam olarak anlaşılamamıştır. Hormonal dengesizlikler, genetik faktörler, ECM’deki anormallikler, bağışıklık sisteminin düzensizliği ve metabolik anormallikler, durumun gelişmesinde rol oynayabilir. Lipödem için tedavi seçenekleri tipik olarak yaşam tarzı değişiklikleri, tıbbi müdahaleler ve hormonal tedavilerin bir kombinasyonunu içerir.

Kaynaklar

  1. Forner-Cordero I, Szolnoky G, Forner-Cordero A, Kemény L. Lipedema: an overview of its clinical manifestations, diagnosis and management of the disproportional fatty deposition syndrome – systematic review. Clin Obes. 2012;2(3-4):86-95.
  2. Herbst KL, Asare-Bediako I. Adipose tissue and metabolic heterogeneity: importance of depot differences. J Endocrinol. 2020;244(2):R77-R95.
  3. Wold LE, Hines EA Jr., Allen EV. Lipedema of the legs: a syndrome characterized by fat legs and edema. Ann Intern Med. 1951;34(5):1243-1250.
  4. Szél E, Kemény L, Groma G, Szolnoky G. Pathophysiological dilemmas of lipedema. Med Hypotheses. 2014;83(5):599-606.
  5. Szél E, Kemény L, Groma G, Szolnoky G. Pathophysiological dilemmas of lipedema. Med Hypotheses. 2014;83(5):599-606.
  6. Kuhnke B, Günther K, Golatta M, et al. Lipedema is not lymphedema: a review of current literature. J Am Acad Dermatol. 2021;84(3):667-675.
  7. Beltran K, Herbst KL. Differentiating lipedema and Dercum’s disease. Int J Obes (Lond). 2020;44(2):303-308.
  8. Yang JD, Wang YS, Li YJ, et al. Levels of adipokines in different forms of lipoedema. J Plast Reconstr Aesthet Surg. 2016;69(5):710-717.
  9. Beltran K, Herbst KL. Differentiating lipedema and Dercum’s disease. Int J Obes (Lond). 2020;44(2):303-308.
  10. Heinrich C, Franke A, Röder H, et al. Leptin resistance in lipedema adipocytes. J Clin Endocrinol Metab. 2021;106(1):e347-e359.
  11. Hwang JH, Shin HS, Lee SH, et al. Histological and immunohistochemical characteristics of the subcutaneous tissue of patients with lipedema. Lymphat Res Biol. 2019;17(4):476-483.
  12. Szél E, Kemény L, Groma G, Szolnoky G. Pathophysiological dilemmas of lipedema. Med Hypotheses. 2014;83(5):599-606.
  13. Bayramoglu N, Cevik H, Ozdemir O, et al. Investigation of adiponectin gene in lipedema. Lymphat Res Biol. 2018;16(1):11-14.
  14. Praetorius C, Grillenberger M, Metzger C, et al. Lipid metabolism and extracellular matrix remodeling are key players in the pathogenesis of lipedema. Horm Metab Res. 2017;49(11):824-831.
  15. Möller K, Gambichler T, Rahmanzadeh R, et al. Lipedema is characterized by increased peripheral blood T-cells, but by a low adipose tissue mass. PLoS One. 2019;14(4):e0214953.
  16. Szél E, Kemény L, Groma G, Szolnoky G. Pathophysiological dilemmas of lipedema. Med Hypotheses. 2014;83(5):599-606.
  17. Herbst KL, Asare-Bediako I. Adipose tissue and metabolic heterogeneity: importance of depot differences. J Endocrinol. 2020;244(2):R77-R95.
  18. Beltran K, Herbst KL. Differentiating lipedema and Dercum’s disease. Int J Obes (Lond). 2020;44(2):303-308.
  19. Yang JD, Wang YS, Li YJ, et al. Levels of adipokines in different forms of lipoedema. J Plast Reconstr Aesthet Surg. 2016;69(5):710-717.
  20. Forner-Cordero I, Szolnoky G, Forner-Cordero A, Kemény L. Lipedema: an overview of its clinical manifestations, diagnosis and management of the disproportional fatty deposition syndrome – systematic review. Clin Obes. 2012;2(3-4):86-95.

Bu sayfa 445 kez görüntülenmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir