LipedemaCare

Lipödemde ketojenik ve low-carb beslenme

04.05.2026

Ketojenik ve low-carb beslenme aynı şey mi?

Ketojenik beslenme ve low-carb beslenme birbirine benzer görünür ama aynı şey değildir. Low-carb, düşük karbonhidratlı beslenme anlamına gelir. Bu yaklaşımda ekmek, makarna, pirinç, şekerli gıdalar ve yüksek karbonhidratlı yiyecekler azaltılır. Fakat karbonhidrat miktarı her zaman çok düşük olmak zorunda değildir.

Ketojenik beslenmede ise karbonhidrat daha belirgin şekilde kısıtlanır. Amaç, vücudun enerji için ketonları daha fazla kullanmaya başlamasıdır. Ketonlar, karbonhidrat alımı çok azaldığında karaciğer tarafından üretilen alternatif enerji molekülleridir.

Bu ayrım önemlidir. Her düşük karbonhidratlı beslenme ketojenik değildir. Her lipödemli hasta da ketojenik beslenmek zorunda değildir. Bazı hastalarda ketojenik dönem işe yarayabilir. Bazı hastalarda daha ılımlı bir low-carb plan uzun vadede daha sürdürülebilir olur.

Daha geniş beslenme çerçevesi için lipödemde beslenme rehberi bu yazının ana bağlantı noktasıdır.

“Lipödemde karbonhidratı tamamen kesmem gerekir mi?”

Hayır. Lipödemde karbonhidratı tamamen kesmek herkes için gerekli değildir. Burada asıl mesele karbonhidratın türü, miktarı, öğündeki yeri ve kişinin metabolik durumudur.

Bazı hastalarda karbonhidrat azaltımı belirgin rahatlama sağlar. Tatlı isteği azalabilir, sık acıkma düzelebilir, ödem hissi hafifleyebilir, tartı ve çevre ölçümleri daha düzenli ilerleyebilir. Özellikle insülin direnci, sık acıkma, bel çevresi artışı ve kan şekeri dalgalanması olan hastalarda bu daha belirgin olabilir.

Fakat bazı hastalarda çok katı karbonhidrat kısıtlaması halsizlik, kabızlık, uyku bozulması, sosyal zorlanma veya sürdürülebilirlik sorunu yaratabilir. Bu nedenle “herkes keto yapmalı” cümlesi doğru değildir. Daha doğru soru şudur: Bu hastanın tıbbi durumu, kan değerleri, ilaçları, günlük yaşamı ve hedefleri hangi beslenme modeline daha uygun?

Lipödemde ketojenik beslenme neden gündeme geliyor?

Lipödemde ketojenik beslenmenin gündeme gelmesinin birkaç nedeni var. İlki, lipödemli hastalarda yağ dokusunun kilo kaybına dirençli davranabilmesidir. Hasta klasik kalori kısıtlamasıyla kilo verdiğinde üst beden incelir, fakat bacaklar aynı hızda değişmeyebilir.

İkinci neden, düşük karbonhidratlı beslenmenin kan şekeri ve insülin dalgalanmalarını azaltabilmesidir. İnsülin, yağ depolanması ve iştah kontrolüyle ilişkili bir hormondur. İnsülin direnci olan hastalarda karbonhidrat kalitesi ve miktarı daha fazla önem kazanır.

Üçüncü neden, lipödemde ağrı ve inflamatuar yükün hastayı günlük hayatta çok etkilemesidir. İnflamasyon burada enfeksiyon anlamına gelmez; dokuda düşük düzeyli iltihabi yanıt ve bağışıklık aktivasyonu anlamında kullanılır. Bazı çalışmalar ketojenik veya düşük karbonhidratlı yaklaşımların lipödemli hastalarda ağrı, yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu üzerinde olumlu etkiler gösterebileceğini bildirmiştir (Sørlie ve ark., 2022; Jeziorek ve ark., 2022 [5]; Verde ve ark., 2023 [7]; Amato ve ark., 2024 [2]).

Yine de bu çalışmalar umut verici olsa da, ketojenik beslenme lipödem için mucize gibi sunulmamalıdır. Kişiye göre planlanmadığında sorun çıkarabilir.

Ketojenik beslenme ağrı ve ödem hissini nasıl etkileyebilir?

Lipödemli hastaların önemli bir kısmı bacaklarda ağrı, hassasiyet, ağırlık ve dolgunluk hissinden yakınır. Ketojenik veya düşük karbonhidratlı beslenme bazı hastalarda bu şikayetleri azaltabilir.

Bunun birkaç olası açıklaması vardır. Karbonhidrat azalınca kan şekeri dalgalanmaları azalabilir. İnsülin düzeyi daha dengeli hale gelebilir. Vücut ilk dönemde daha fazla su atabilir; bu da bazı hastalarda ödem hissinin azalmasına katkı sağlayabilir. Ketonların inflamatuar yanıt üzerinde etkileri olabileceği de tartışılmaktadır.

Fakat hasta bunu “su attım, hastalık geçti” şeklinde yorumlamamalıdır. İlk haftalardaki hızlı tartı düşüşünün bir kısmı su ve glikojen kaybına bağlıdır. Glikojen, kas ve karaciğerde depolanan karbonhidrat formudur; glikojen azaldığında vücut su da kaybedebilir.

Bu nedenle takipte yalnızca tartıya bakmayız. Ağrı düzeyi, gün sonu ağırlık hissi, kıyafet uyumu, çevre ölçümleri, enerji düzeyi, bağırsak düzeni ve egzersiz kapasitesi birlikte izlenmelidir.

İnsülin direnci ve kan şekeri dengesi neden önemli?

İnsülin direnci, hücrelerin insüline yeterince iyi yanıt vermemesi durumudur. Bu durumda vücut kan şekerini dengelemek için daha fazla insülin salgılayabilir. Sık acıkma, tatlı isteği, bel çevresi artışı, yemekten sonra uyku hali ve kilo vermekte zorlanma tabloya eşlik edebilir.

Lipödemin nedeni tek başına insülin direnci değildir. Fakat insülin direnci lipödemli hastanın kilo yönetimini, iştahını ve inflamatuar yükünü zorlaştırabilir. Özellikle obezite veya karın çevresi artışı eşlik ediyorsa bu konu ihmal edilmemelidir.

Low-carb veya ketojenik beslenme, bazı hastalarda kan şekeri dalgalanmasını azaltarak daha dengeli bir iştah kontrolü sağlayabilir. Hasta daha uzun süre tok kalabilir. Öğünler arasında sürekli atıştırma ihtiyacı azalabilir.

Bu etki herkes için aynı değildir. Diyabet ilacı, insülin, tansiyon ilacı, böbrek hastalığı veya başka tıbbi durumlar varsa beslenme değişikliği hekim kontrolünde yapılmalıdır.

Low-carb beslenme kimler için daha uygun olabilir?

Low-carb beslenme, ketojenik beslenmeye göre daha esnektir. Bu nedenle birçok hastada başlangıç için daha uygulanabilir olabilir. Karbonhidrat azaltılır ama çok katı ketozis hedeflenmez.

Özellikle şu hastalarda low-carb yaklaşım daha uygun olabilir: ketojenik diyeti sosyal olarak sürdüremeyenler, çok yoğun çalışanlar, sık seyahat edenler, kabızlığa yatkın olanlar, spor performansı belirgin düşenler, daha önce çok katı diyetlerle yeme davranışı bozulanlar veya uzun vadede daha esnek plana ihtiyaç duyanlar.

Low-carb plan içinde sebzeler, yeterli protein, sağlıklı yağlar, kontrollü meyve, bazı baklagiller veya kişiye göre küçük porsiyon tam gıda kaynakları yer alabilir. Burada amaç karbonhidratı sıfırlamak değil, kaliteyi ve miktarı yönetmektir.

Pratikte low-carb yaklaşım, ketojenik dönemden sonra geçiş planı olarak da kullanılabilir. Bazı hastalarda ilk dönemde ketojenik beslenmeyle ödem hissi ve iştah kontrolü toparlanır, sonra daha sürdürülebilir düşük karbonhidratlı plana geçilir.

Ketojenik beslenme kimler için dikkatli planlanmalı?

Ketojenik beslenme herkes için uygun değildir. Bazı durumlarda daha dikkatli olunmalı veya farklı bir plan seçilmelidir.

Gebelik, emzirme, tip 1 diyabet, ileri böbrek hastalığı, ileri karaciğer hastalığı, pankreatit öyküsü, aktif yeme bozukluğu, çok düşük kilo, bazı metabolik hastalıklar ve belirli ilaç kullanımları ketojenik beslenme açısından dikkat gerektirir. Diyabet ilacı veya tansiyon ilacı kullanan hastalarda da doz ihtiyacı değişebilir.

Safra kesesi sorunu olan hastalarda yağ miktarı ve öğün düzeni ayrıca değerlendirilmelidir. Tiroid hastalığı olanlarda da enerji alımı, protein, iyot, selenyum ve genel metabolik takip ihmal edilmemelidir.

Burada mesaj basit: Ketojenik beslenme doğru kişide yararlı olabilir, yanlış kişide zorlayıcı olabilir. Bu nedenle hasta kendi kendine çok katı kısıtlamaya başlamadan önce tıbbi durumu gözden geçirilmelidir.

İlk haftalarda halsizlik neden olur?

Ketojenik veya düşük karbonhidratlı beslenmeye başlayan bazı hastalar ilk günlerde halsizlik, baş ağrısı, çarpıntı hissi, kas krampları, kabızlık veya uyku değişikliği yaşayabilir. Bu durum çoğu zaman karbonhidratın azalmasıyla birlikte su ve elektrolit kaybının artmasıyla ilişkilidir.

Elektrolitler, vücudun sıvı dengesi, kas çalışması, sinir iletimi ve kalp ritmi için gerekli minerallerdir. Sodyum, potasyum ve magnezyum bu grubun önemli üyeleridir.

Hasta bu dönemi “bana keto yaramadı” diye yorumlayabilir. Bazen gerçekten uygun değildir. Ama çoğu zaman sorun planın kötü kurulmasıdır: protein azdır, su yetersizdir, elektrolit dengesi düşünülmemiştir, sebze ve lif çok düşmüştür ya da hasta birden fazla kısıtlamayı aynı anda yapmıştır.

Bu nedenle ilk haftalarda geçiş yumuşak planlanmalı, su-elektrolit dengesi ve bağırsak düzeni özellikle izlenmelidir.

Elektrolit dengesi: sodyum, potasyum ve magnezyum

Ketojenik ve low-carb beslenmede elektrolit dengesi ihmal edilmemelidir. Karbonhidrat azalınca insülin düzeyi düşebilir, böbreklerden su ve sodyum atılımı artabilir. Bu da özellikle ilk haftalarda halsizlik ve baş ağrısına neden olabilir.

Sodyum için tuz dengesi kişiye göre ayarlanmalıdır. Tansiyon, kalp hastalığı, böbrek hastalığı veya ilaç kullanımı varsa gelişigüzel tuz artırmak doğru değildir. Potasyum için avokado, yeşil yapraklı sebzeler, kabak, mantar ve uygun sebzeler destek olabilir. Magnezyum için kabak çekirdeği, badem, ceviz, fındık, kakao, avokado, yeşil yapraklı sebzeler ve gerektiğinde uygun takviye seçenekleri değerlendirilebilir.

Magnezyum özellikle kas krampları, uyku, bağırsak hareketleri ve genel rahatlama açısından önemlidir. Ancak böbrek hastalığı olanlarda ya da düzenli ilaç kullananlarda takviye kararı kişisel yapılmalıdır.

Kısa cümleyle özetlersek: Ketojenik beslenmede sadece karbonhidratı kısmak yetmez; elektrolit dengesini de kurmak gerekir.

Protein yeterli alınmazsa ne olur?

Ketojenik beslenme bazen yanlış anlaşılır ve “bol yağ, az her şey” şeklinde uygulanır. Bu, lipödemli hasta için iyi bir yaklaşım değildir. Protein yetersiz kalırsa kas kaybı, halsizlik, tokluk sorunu, saç dökülmesi, bağışıklıkta zayıflama ve egzersiz kapasitesinde düşme görülebilir.

Lipödemde kas dokusunu korumak önemlidir. Kaslar bacak dolaşımının ve lenfatik akışın desteklenmesinde yardımcıdır. Kas pompası, bacak kaslarının hareketle kan ve lenf sıvısının yukarı taşınmasına katkı sağlamasıdır.

Bu nedenle her ana öğünde protein bulunmalıdır. Yumurta, balık, tavuk, hindi, kırmızı et, uygun haftalarda yoğurt-kefir-peynir, bazı deniz ürünleri ve kişisel plana göre diğer protein kaynakları kullanılabilir.

Protein miktarı hastanın kilosuna, böbrek fonksiyonuna, egzersiz düzeyine ve genel sağlık durumuna göre düzenlenmelidir. Ama çoğu hastada ilk düzeltilmesi gereken nokta, protein miktarını ve öğün dağılımını daha düzenli hale getirmektir.

Lif ve bağırsak düzeni nasıl korunur?

Ketojenik beslenmenin en sık sorunlarından biri kabızlıktır. Bunun nedeni çoğu zaman sebze ve lifin gereğinden fazla azaltılmasıdır. Lif, bağırsak hareketleri, tokluk, kan şekeri dengesi ve bağırsak mikrobiyotası için önemlidir. Mikrobiyota, bağırsakta yaşayan yararlı mikroorganizmaların bütünüdür.

Lipödemli hastada bağırsak düzeni bozulduğunda şişkinlik, ağırlık hissi ve motivasyon kaybı artabilir. Bu yüzden ketojenik plan sebzesiz olmamalıdır.

Roka, marul, salatalık, kabak, brokoli, karnabahar, lahana, pazı, ıspanak, semizotu, avokado, chia tohumu, keten tohumu ve kontrollü kuruyemişler lif desteği sağlayabilir. Zeytinyağı, yeterli su, düzenli hareket ve magnezyum dengesi de bağırsak açısından yardımcıdır.

Ketojenik beslenmede başarı yalnızca keton ölçmek değildir. Hasta kabız, halsiz ve huzursuzsa plan iyi kurulmamış olabilir.

Yağ tüketimi nasıl ayarlanmalı?

Ketojenik beslenmede yağ oranı artar. Fakat bu “ne kadar çok yağ, o kadar iyi” anlamına gelmez. Yağlar enerji kaynağıdır; fazla tüketildiğinde kilo kaybını yavaşlatabilir veya durdurabilir.

Öncelik kaliteli yağ kaynaklarında olmalıdır. Zeytinyağı, avokado, ceviz, badem, fındık, kabak çekirdeği, keten tohumu, chia tohumu, yumurta ve yağlı balıklar iyi seçeneklerdir. Tereyağı bazı planlarda kullanılabilir ama ana yağ kaynağının yalnızca tereyağı olması gerekmez.

İşlenmiş yağlar, kızartmalar, trans yağlar ve sürekli paketli keto ürünler iyi bir temel oluşturmaz. “Keto” etiketi taşıyan her ürün sağlıklı değildir.

Lipödemli hastada yağ seçimi yalnızca ketozis için değil, inflamatuar yük ve metabolik denge için de önemlidir. Bu yüzden tabak protein, sebze ve sağlıklı yağ dengesine göre kurulmalıdır.

Ketojenik beslenmede süt ürünleri nasıl düşünülmeli?

Süt ürünleri ketojenik beslenmede sık kullanılır. Peynir, yoğurt, kefir, krema ve tereyağı birçok keto tarifte yer alır. Fakat lipödemli hastada süt ürünleri kişiye göre değerlendirilmelidir.

Bazı hastalarda süt ürünleri şişkinlik, sindirim sorunu, cilt şikayeti veya ödem hissini artırabilir. Bazı hastalarda ise fermente süt ürünleri protein, B12, kalsiyum ve probiyotik destek açısından katkı sağlar.

Bu nedenle “süt ürünleri herkes için yasak” ya da “sınırsız serbest” demek doğru değildir. Programın belirli aşamalarında süt ürünleri kontrollü şekilde eklenebilir. Yoğurt, kefir ve peynir gibi fermente seçenekler daha dikkatli değerlendirilebilir. Porsiyon, tolerans ve hastanın geri bildirimi önemlidir.

Krema ve peynirle yapılan çok yoğun tarifler kısa vadede keyifli olabilir ama sürekli kullanıldığında kalori kontrolünü zorlaştırabilir. Özellikle kilo hedefi olan hastalarda bu nokta gözden kaçmamalıdır.

Lipödemde ketojenik beslenme ne kadar sürmeli?

Bunun tek bir cevabı yoktur. Bazı hastalarda ketojenik dönem kısa süreli bir metabolik düzenleme aracı olarak kullanılabilir. Bazılarında daha uzun süre düşük karbonhidratlı bir plan tercih edilir. Bazı hastalar ise ketojenik değil, daha esnek low-carb veya Akdeniz tipi beslenmeyle daha iyi ilerler.

Süreyi belirlerken şu sorular sorulmalıdır: Hasta kendini nasıl hissediyor? Ağrı ve ödem hissi değişti mi? Kabızlık var mı? Uyku nasıl? Kan değerleri nasıl? Kilo ve çevre ölçümleri nasıl ilerliyor? Hasta sosyal ve psikolojik olarak sürdürebiliyor mu?

Sadece tartı düştü diye planın iyi olduğu düşünülmemelidir. Hastanın enerjisi düşüyor, kas kaybı oluyor, bağırsak düzeni bozuluyor veya yeme davranışı kötüleşiyorsa plan yeniden düzenlenmelidir.

Klinikte çoğu zaman aşamalı yaklaşım daha rahat uygulanır: İlk dönemde daha kontrollü karbonhidrat azaltımı, sonra hastanın yanıtına göre ketojenik ya da low-carb düzeyinin ayarlanması.

“Kilo verdim ama bacaklarım hâlâ dirençli”

Bu cümle lipödemde çok sık duyulur. Ketojenik veya low-carb beslenme ile hasta kilo verebilir, bel çevresi azalabilir, yüz ve gövde incelir. Buna rağmen bacaklar daha yavaş değişebilir.

Bu durum hastanın başarısız olduğu anlamına gelmez. Lipödemli yağ dokusu kilo kaybına daha dirençli davranabilir. Özellikle uzun süredir devam eden doku değişikliklerinde yalnızca beslenmeyle tam bölgesel düzelme beklemek gerçekçi değildir.

Burada takip hedeflerini genişletmek gerekir. Ağrı azaldı mı? Gün sonu ağırlık hissi hafifledi mi? Merdiven çıkmak kolaylaştı mı? Kıyafetlerde rahatlama var mı? Ölçümlerde küçük de olsa değişim başladı mı? Egzersiz kapasitesi arttı mı?

Lipödemde tedavi yalnızca “bacak inceldi mi?” sorusuna indirgenmemelidir. Bazen ilk kazanç ağrının azalması, enerjinin artması ve ödem hissinin kontrol altına alınmasıdır.

Ketojenik beslenme, masaj ve egzersizle nasıl birleşir?

Ketojenik veya low-carb beslenme tek başına düşünülmemelidir. Lipödemde en iyi yaklaşım genellikle beslenme, uygun egzersiz, manuel lenf drenaj ve kompresyonun birlikte planlanmasıdır.

Beslenme metabolik zemini düzenler. Egzersiz kas pompasını çalıştırır. Manuel lenf drenaj, yani lenf akışını desteklemek için uygulanan özel masaj tekniği, bazı hastalarda ödem hissi ve doku rahatlamasına yardımcı olabilir. Kompresyon ise seçilmiş hastalarda gün sonu ağırlık hissi ve şişlik algısını azaltabilir.

Ketojenik dönemde egzersize başlarken dikkatli olmak gerekir. İlk haftalarda performans düşebilir. Bu dönemde düşük darbeli yürüyüş, su içi egzersiz, esneme, nefes çalışmaları ve hafif direnç egzersizleri daha uygun olabilir. Vücut yeni enerji düzenine uyum sağladıkça egzersiz planı güçlendirilebilir.

Egzersiz makalesi yayınlandığında lipödem egzersizleri yazısı bu bölümü tamamlayacaktır.

Takipte hangi göstergelere bakılmalı?

Ketojenik veya low-carb beslenmede takip yalnızca tartıyla yapılmamalıdır. Tartı bilgi verir ama tek başına yeterli değildir.

Takipte bel, kalça, uyluk, diz çevresi ve baldır ölçümleri kullanılabilir. Aynı ölçüm noktaları, aynı saat ve benzer koşullar tercih edilmelidir. Ağrı düzeyi, gün sonu ağırlık hissi, kıyafet uyumu, enerji, uyku, kabızlık, egzersiz kapasitesi ve adet döngüsüyle ilişkili değişimler de not edilmelidir.

Kan değerleri de kişiye göre izlenmelidir. Açlık glukozu, insülin, HbA1c, lipid profili, karaciğer enzimleri, böbrek fonksiyonları, D vitamini, B12, ferritin, tiroid değerleri ve elektrolitler gerektiğinde değerlendirilir.

Bu takip hastayı baskılamak için değil, planın gerçekten işe yarayıp yaramadığını anlamak için yapılır. İyi plan, hastanın hem ölçümlerinde hem günlük yaşamında karşılık bulmalıdır.

Sık sorulan sorular

Soru: Lipödemde ketojenik beslenme şart mı?

Cevap: Hayır. Ketojenik beslenme bazı lipödemli hastalarda ağrı, ödem hissi, iştah kontrolü ve kilo yönetimi açısından faydalı olabilir. Fakat herkes için şart değildir. Bazı hastalar daha esnek low-carb veya Akdeniz tipi düşük karbonhidratlı planla daha sürdürülebilir ilerler.

Soru: Low-carb ve ketojenik beslenme aynı şey mi?

Cevap: Hayır. Low-carb karbonhidratın azaltıldığı daha geniş bir beslenme yaklaşımıdır. Ketojenik beslenmede karbonhidrat daha belirgin azaltılır ve vücudun keton üretmesi hedeflenir. Her low-carb plan ketojenik değildir.

Soru: Ketojenik beslenme lipödemi tamamen geçirir mi?

Cevap: Hayır. Ketojenik beslenme lipödemi tamamen ortadan kaldıran tek başına bir tedavi değildir. Bazı hastalarda ağrı, ödem hissi, kilo yönetimi ve yaşam kalitesine katkı sağlayabilir. Beslenme, egzersiz, kompresyon ve manuel lenf drenajla birlikte düşünülmelidir.

Soru: Ketojenik beslenmede ilk haftalarda halsizlik normal mi?

Cevap: İlk haftalarda halsizlik, baş ağrısı, kas krampları veya kabızlık görülebilir. Bu durum çoğu zaman su ve elektrolit kaybı, yetersiz protein veya düşük lif alımıyla ilişkilidir. Plan kişiye göre düzenlenmeli, sodyum, potasyum ve magnezyum dengesi gözden geçirilmelidir.

Soru: Ketojenik beslenmede protein azaltılmalı mı?

Cevap: Hayır. Protein kas kütlesi, tokluk, bağ dokusu ve metabolik denge için gereklidir. Ketojenik beslenme yalnızca yağ tüketimini artırmak değildir. Her ana öğünde yeterli protein bulunmalıdır.

Soru: Lipödemde ketojenik beslenme ne kadar sürmeli?

Cevap: Süre kişiye göre değişir. Bazı hastalarda kısa bir ketojenik dönemden sonra low-carb plana geçilebilir. Bazı hastalar daha uzun süre devam edebilir. Kan değerleri, enerji düzeyi, bağırsak düzeni, ağrı, ölçümler ve sürdürülebilirlik birlikte değerlendirilmelidir.

Kaynakça

  1. Kaynaklar (n.d.). Kaynaklar.
  2. Amato, A. C. M., Amato, J. L. S., & Benitti, D. A (2024). Amato, A. C. M., Amato, J. L. S., & Benitti, D. A. (2024). The efficacy of ketogenic diets (low carbohydrate; high fat) as a potential nutritional intervention for lipedema: A systematic review and meta-analysis. Nutrients, 16(19), 3276. https://doi.org/10.3390/nu16193276.https://doi.org/10.3390/nu16193276
  3. Faerber, G., Cornely, M., Daubert, C., Erbacher, G., Fink, J., Hirsch, T., Mendoza, E., Miller, A., Rabe, E., Rapprich, S., Reich-Schupke, S., Stücker, M., & Brenner, E (2024). Faerber, G., Cornely, M., Daubert, C., Erbacher, G., Fink, J., Hirsch, T., Mendoza, E., Miller, A., Rabe, E., Rapprich, S., Reich-Schupke, S., Stücker, M., & Brenner, E. (2024). S2k guideline lipedema. JDDG: Journal der Deutschen Dermatologischen Gesellschaft, 22(9), 1303-1315. https://doi.org/10.1111/ddg.15513.https://doi.org/10.1111/ddg.15513
  4. Herbst, K. L., Kahn, L. A., Iker, E., Ehrlich, C., Wright, T., McHutchison, L., Schwartz, J., Sleigh, M., Donahue, P. M. C., Lisson, K. H., Faris, T., Miller, J., Lontok, E., Schwartz, M. S., Dean, S. M., Bartholomew, J. R., Armour, P., Correa-Perez, M., Pennings, N., Wallace, E. L., & Larson, E (2021). Herbst, K. L., Kahn, L. A., Iker, E., Ehrlich, C., Wright, T., McHutchison, L., Schwartz, J., Sleigh, M., Donahue, P. M. C., Lisson, K. H., Faris, T., Miller, J., Lontok, E., Schwartz, M. S., Dean, S. M., Bartholomew, J. R., Armour, P., Correa-Perez, M., Pennings, N., Wallace, E. L., & Larson, E. (2021). Standard of care for lipedema in the United States. Phlebology, 36(10), 779-796. https://doi.org/10.1177/02683555211015887.https://doi.org/10.1177/02683555211015887
  5. Jeziorek, M., Szuba, A., Kujawa, K., & Regulska-Ilow, B (2022). Jeziorek, M., Szuba, A., Kujawa, K., & Regulska-Ilow, B. (2022). The effect of a low-carbohydrate, high-fat diet versus moderate-carbohydrate and fat diet on body composition in patients with lipedema. Diabetes, Metabolic Syndrome and Obesity: Targets and Therapy, 15, 2545-2561. https://doi.org/10.2147/DMSO.S377720.https://doi.org/10.2147/DMSO.S377720
  6. Sørlie, V., De Soysa, A. K., Hyldmo, Å. A., Retterstøl, K., Martins, C., & Nymo, S (2022). Sørlie, V., De Soysa, A. K., Hyldmo, Å. A., Retterstøl, K., Martins, C., & Nymo, S. (2022). Effect of a ketogenic diet on pain and quality of life in patients with lipedema: The LIPODIET pilot study. Obesity Science & Practice, 8(4), 483-493. https://doi.org/10.1002/osp4.580.https://doi.org/10.1002/osp4.580
  7. Verde, L., Camajani, E., Annunziata, G., Sojat, A. S., Marina, L. V., Colao, A., Muscogiuri, G., & Barrea, L (2023). Verde, L., Camajani, E., Annunziata, G., Sojat, A. S., Marina, L. V., Colao, A., Muscogiuri, G., & Barrea, L. (2023). Ketogenic diet: A nutritional therapeutic tool for lipedema? Current Obesity Reports, 12(4), 529-543. https://doi.org/10.1007/s13679-023-00536-x.https://doi.org/10.1007/s13679-023-00536-x

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için lütfen giriş yapın.

Giriş Yap
Yükleniyor...